ŞEYDA
GÖKOĞLU- ŞEHRİN ÇOCUKLARI
İnsan büyüdüğünde hiç
unutamadığı anları çocukluğuna dairdir.
İster otuz yaşlarında ister yetmiş yaşlarında olsun onu terk etmeyen tek
gerçek çocukluğudur. Herkesin mutlu çocukluk anıları vardır ve çocukluğumuzla beraber
büyürüz.
Benim çocukluğum da benden
hiç ayrılmadı. Çocukluğum bir köyde geçmedi, köyün güzelliklerine yönelik
anlatacaklarım da yok. Şehirde büyüyen bir çocuğun çocukluğunu yaşadım. O çocukluğun
şehirleri de güzeldi.
Şehir
çocuğunun sokak arkadaşları vardır. Aynı sokağı paylaşan çocuklar ve birazda
komşu sokakların çocuklarıdır. Öyle iç içedir ki çocuklukları tıpkı yan yana
dizilmiş evleri gibi birbirine bağlıdır. Nasıl ki her sokağın kendine özgü bir
ritmi, bir havası varsa o sokağın çocuklarının da diğer sokakların çocuklarından ayıran
özellikleri vardır. Bizim sokağın
çocukları takım ruhu ile kenetlenmiştir. Öbür sokağın çocukları da. Bir kuka,
bir yakan top, bir saklambaç oynandığında takım ruhumuz hemen ortaya çıkardı.
Hiç birimiz liderliği kaptırmak istemezdik. Sokağımızın başkanı yada diğer
deyiş ile elebaşısı olurdu ve kuralları o koyardı. Ekip çalışması denilen
kavram çocukluğumuzda temellerini atmış olurdu.
Benim
çocukluğumda şehirlerde yaşayan çocukları şimdiki çocuklara göre daha şanslı
görürüm. Çok fazla sayıda motorlu taşıt olmadığı için sokaklar bizimdi. Sokağın
bir ucundan öbür ucuna kaleler dizilir, topların arkasından koşturulur, ne bir
korna sesi ne bir araç oyunumuzu bölmezdi.
Benim
çocukluğumda kaldırımlara araç park edilmediğinden, kaldırımlarda evcilik, beş
taş,seksek, yılan oynardık. Renk renk misketlerimiz, zerdali çekirdeğinden ütmecelerimiz en keyifli oyunlarımızın oyuncaklarıydı. Küçük lastik toplarımızla kaldırımlarda “
bir-iki-üç buçuk, dört- beş-altı buçuk” diyerek dönerek, ellerimizi çırparak
lastik toplarımızla yarışırdık.
Benim
çocukluğumda teknoloji harikası oyuncaklar
yoktu. Bebeğimizi bezden kendimiz yapardık. Arabamız telden, çemberimiz
bisiklet tekerinden, uçağımız kağıttan
olurdu. En çok sevdiğim de topaç çevirmekti. Hepimizin topaçları ve
topaçlarımızın kamçısı dediğimiz iplerimiz olurdu. Topaçlarımızı sulu boyalarımızla renk renk boyardık.
Dönmeye başladılar mı gökkuşağı gibi olurlardı. Şimdi çocukların ne gökkuşağı
gibi topaçları ne de şehirlerdeki betonlaşmadan dolayı seyredecekleri
gökkuşakları var.
Benim
çocukluğumda baharlar uçurtmalarla
gelirdi. Gökyüzünde uçuşan çocuklardı onlar. Hayallerimiz gibi
yükseklerde uçarlardı. Üzerinde yatıp uyumak istediğmiz pamuk bulutlara
yükselsin ister, ipini saldıkça salardık bulutlara doğru. Şimdi şehirlerde
çocukların uçurtmalarını uçurabilecekleri sonsuz gökyüzüne açılan boşluklar
yok, uçurtmalarının arkasından koşturacakları tepeleri yok.
Biz
çocukluğumuzla büyüdük şehirlerde.Şimdi şehrin çocukları da büyüyecek ve bir gün
onların da anlatacakları çocuklukları olacak. Tüm çocukların güzel çocuklukları
olması dileğiyle...
28/10/2015-ANKARA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder