29 Ekim 2015 Perşembe

ŞEHRİN ÇOCUKLARI


ŞEYDA GÖKOĞLU- ŞEHRİN ÇOCUKLARI

İnsan büyüdüğünde hiç unutamadığı anları çocukluğuna dairdir.  İster otuz yaşlarında ister yetmiş yaşlarında olsun onu terk etmeyen tek gerçek çocukluğudur. Herkesin mutlu çocukluk anıları vardır ve çocukluğumuzla beraber büyürüz.
Benim çocukluğum da benden hiç ayrılmadı. Çocukluğum bir köyde geçmedi, köyün güzelliklerine yönelik anlatacaklarım da yok. Şehirde büyüyen bir çocuğun çocukluğunu yaşadım.  O çocukluğun  şehirleri de güzeldi.
            Şehir çocuğunun sokak arkadaşları vardır. Aynı sokağı paylaşan çocuklar ve birazda komşu sokakların çocuklarıdır. Öyle iç içedir ki çocuklukları tıpkı yan yana dizilmiş evleri gibi birbirine bağlıdır. Nasıl ki her sokağın kendine özgü bir ritmi, bir havası varsa o sokağın çocuklarının da  diğer sokakların çocuklarından ayıran özellikleri vardır.  Bizim sokağın çocukları takım ruhu ile kenetlenmiştir. Öbür sokağın çocukları da. Bir kuka, bir yakan top, bir saklambaç oynandığında takım ruhumuz hemen ortaya çıkardı. Hiç birimiz liderliği kaptırmak istemezdik. Sokağımızın başkanı yada diğer deyiş ile elebaşısı olurdu ve kuralları o koyardı. Ekip çalışması denilen kavram çocukluğumuzda temellerini atmış olurdu.
            Benim çocukluğumda şehirlerde yaşayan çocukları şimdiki çocuklara göre daha şanslı görürüm. Çok fazla sayıda motorlu taşıt olmadığı için sokaklar bizimdi. Sokağın bir ucundan öbür ucuna kaleler dizilir, topların arkasından koşturulur, ne bir korna sesi ne bir araç oyunumuzu bölmezdi.
            Benim çocukluğumda kaldırımlara araç park edilmediğinden, kaldırımlarda evcilik, beş taş,seksek, yılan oynardık. Renk renk misketlerimiz, zerdali çekirdeğinden ütmecelerimiz en keyifli oyunlarımızın oyuncaklarıydı. Küçük lastik toplarımızla kaldırımlarda “ bir-iki-üç buçuk, dört- beş-altı buçuk” diyerek dönerek, ellerimizi çırparak lastik toplarımızla yarışırdık.

            Benim çocukluğumda  teknoloji harikası oyuncaklar yoktu. Bebeğimizi bezden kendimiz yapardık. Arabamız telden, çemberimiz bisiklet tekerinden, uçağımız kağıttan  olurdu. En çok sevdiğim de topaç çevirmekti. Hepimizin topaçları ve topaçlarımızın kamçısı dediğimiz iplerimiz olurdu. Topaçlarımızı  sulu boyalarımızla renk renk boyardık. Dönmeye başladılar mı gökkuşağı gibi olurlardı. Şimdi çocukların ne gökkuşağı gibi topaçları ne de şehirlerdeki betonlaşmadan dolayı seyredecekleri gökkuşakları var.
            Benim çocukluğumda baharlar uçurtmalarla  gelirdi. Gökyüzünde uçuşan çocuklardı onlar. Hayallerimiz gibi yükseklerde uçarlardı. Üzerinde yatıp uyumak istediğmiz pamuk bulutlara yükselsin ister, ipini saldıkça salardık bulutlara doğru. Şimdi şehirlerde çocukların uçurtmalarını uçurabilecekleri sonsuz gökyüzüne açılan boşluklar yok, uçurtmalarının arkasından koşturacakları tepeleri yok.
            Biz çocukluğumuzla büyüdük şehirlerde.Şimdi şehrin çocukları da büyüyecek ve bir gün onların da anlatacakları çocuklukları olacak. Tüm çocukların güzel çocuklukları olması dileğiyle...

                                                                                      28/10/2015-ANKARA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder