TELAŞ
Son
defa kitaplarını gözden geçirdi, hepsi tamamdı. Kitap bahaneydi, okul daha da
bahane. Bu gün arkadaşı Alp’in tanıştırdığı Eda ile ilk defa buluşacaktı.
Eda’yı ilk gördüğünde akıl tutulması yaşamıştı. Şimdi böyle bir gün onun için
ilk oyuncağını aldığı günden, ilk doğum gününden, ilk okula başladığı günden
yani her
şeyden her ilkten daha önemliydi. Daha önce de kız arkadaşı olmuştu ama bu sefer
başkaydı. Eda’ya görür görmez çarpılmış,
aklı ile yüreği yer değiştirmişti. O nedenle mükemmel olmalıydı.
Telaş
içerisinde bir o odaya bir öbür odaya
koşturuyordu. Banyoya girdi aynada saç, sakal derken dişler, “olmadı işte”
dedi. Ağzını kapattı gayet iyi duruyordu. Sırıttı, sol tarafta üst çenede tazı
dişi kırıktı. Üç ay önce bir kavgada yere düşünce, zaten pekte sağlam olmayan
dolgu dişi “tık” diye ucundan kırılmıştı.
Sorun etse, evden çıkamayacaktı. “Gülmezsin oğlum Yaşar” dedi . Saçlarına bir Klark dokunuşu attı. Klark'tan haberi de yoktu, sorsan düşünür, dedesini
söylerdi. Dedesi önemli bir yere
gidecekse önce saçlarına limon suyu ile
rötuş yapar sonra “Şimdi oldu işte! Klark gibi” derdi. O’nun gençliğinin
modası Klark gibi olmaktı. Babasının bir
modeli yoktu. Tarzı da yoktu. Öyle çiçek çocuklar, yok efendim parkalar, botlar
ve onlardan geriye kalan kırıntılar dahi yoktu. Arkadaşı Alp’in evine
gittiğinde ise kendi babasıyla hemen hemen
aynı yaşlarda olan Alp’in babasının
gençliğinden kalma 45’liklerini, birkaç siyah beyaz fotoğrafını evin bir
köşesinde görünce özenirdi. “Ne vardı bizimki de biraz ucundan geçseydi” diye
düşünmeden edemezdi.
Odasına geçti dolabından son zamanlarda
geliştirdiği kaslarını ortaya çıkaracak bir
beyzik tişört seçti. Boy aynasının önünde kendi etrafında iki tur atarak son
hazırlığını yaptı. Bir senedir gittiği
spor salonunda karın kaslarını çok iyi
çalışmış, sonucunda da gövdesinde sağlı sollu üç adet baklava dilimi kas
yapmıştı. Eda bayılacaktı! Bir kez de
omzunun üzerinden pazılarına bakarak aynaya bir bakış daha fırlattı, olmuştu. Şimdi çıkabilirdi. Eline
hazırladığı iki kitabı aldı, spor ayakkabılarını ayağına geçirdi tam kapıdan
çıkarken parfüm kullanmadığını
hatırladı.
-Oldu mu
şimdi oğlum ya?
Söylenerek
dolabına koştu. Birkaç parfüm şişesinin kapağını açıp kokladıktan sonra bir
tanesini odada uçan bir canlı olsa yaşamını sonlandıracak derecede başına,
boynuna, kollarına vücuduna boca etti. Tekrar koridora gitti. Ayakkabılarını
giymek üzereyken güneş gözlüğünü almadığını hatırladı.
-Hay anasını
ya!
Tekrar
ayakkabılarını çıkardı. Zaman azalıyordu randevuya yetişemeyecekti. Ayakkabısının
biri telaştan dolabın üzerine fırladı. Koşa koşa gitti gözlüğünü koydu yerden
alacaktı ki gözlük yerinde yoktu. Çekmeceleri karıştırmaya başladı. Çekmecenin
bir tanesini yerinden çıkardı, ne varsa yere döküldü.
-Yok! Yok!
Yok! Şeytan aldı götürdü satamadan getirdi.
Bu
tekerlemeyi, kaybettiği bir eşyayı bulmak için anneannesinden
öğrenmişti. Üstelik bir örtüye, bir havluya veya benzer bir parça beze birde
düğüm attı mı hemencecik bulacağını söylerdi. Ama şimdi düğüm atacak bez aramanın zamanı
değildi. Bir işe de yaramıyordu. Ama küçüklüğünden beri bu tekerlemeyi
söyleyerek kaybettiği oyuncaklarını aramak, kaybetmenin neşeli bir parçası olurdu. Pencerenin
önündeki dolabın çekmecelerine bakmak için döndü, ayağının altında sert bir
cisim çıtırdadı. Gözlük!
-Ah anane yaa!
Aynaya gözü
ilişti, koşturmacadan terlemiş, üzerindeki tişörtün koltuk altlarında ter
lekeleri oluşmaya başlamış, saçlarının diplerinde terden oluşan ıslaklık,
saçının biçimini bozmuştu. Saçına sonra
bakmak üzere bir tişört daha seçti. Hemen üstüne geçirdi, rengini beğenmedi.
Başka bir tane aldı, onunda omuzlarında renk atması başlamıştı. Başka bir tane
daha aldı. Bu da, beyzik değildi! O
güzelim kasları da gözükmüyordu. Bir kaç tişört denemesi daha yaptı beğenmedi.
Bir tane aradığı gibi tişört buldu ama ütüsüz çamaşırların yanında, ütülenmeyi
bekliyordu. Canı sıkıldı.
-Anne ya neden
ütülemedin ki? Bu bana yapılır mı?
Odanın içi iğne atsan yere düşmeyecek hale gelmişti. Öyle
görünüyor ki annesi işten eve dönünce Yaşar’a daha hiç açılmamış güllerden bir
demet sunacaktı.
-Yapacak bir
şey yok oğlum Yaşar, hadi ya bi çıkamadın evden!
Kendine
kızmaya başladı. Saçlarını düzeltmek için
tekrar banyoya gitti. Aynaya
bakarak elleriyle bir kaç dokunuş yaptı olmadı. Ter saçlarını bozmuştu. Saç
kurutma makinasıyla saçların terini aldı. Şimdi de saçlarının her biri ayrı telden çalıyordu. Sprey sıkmayı düşündü, bir taraftan aynada saçlarına şekil vermeye
uğraşırken, diğer eliyle göz ucuyla saç
spreyine uzandı. Saç şekillendirici
sprey diye annesinin deodorantını saçlarına sıktı. Çarpıcı bir bayan kokusunu alınca elindeki sprey kutusunu fırlattı.
-Ya ben böyle
şansın.....
Tekrar duş
aldı, giyindi. “Bir şekilde randevuya yetişeceğim” diye mırıldandı.
Ayakkabısının tekini bulamadı. Dolabın üzerine fırladığını hatırladı. “Şimdi
almaya kalksam, düşüp bir yerimi de kırarım” diye vazgeçti. İçi daralmıştı.
-Nasıl bir
şans bu? Diye söylendi.
Bütün gemileri karaya oturmuştu. O anda Alp’in babasının siyah beyaz fotoğraflarını hatırladı. Ne kadar sade, ne kadar hoş bir gençti. “Neden Olmasın oğlum Yaşar”. Gerilmiş yüz kasları gevşedi, eski spor ayakkabılarını ayağına geçirdi. Sıradan bir gün değildi, daha özense başına gelmedik kalmayacaktı. Yapacağı tek şey Eda’yı kaçırmamaktı. Başka bir şey düşünmeden okula gitti. Yolda genç bir çingene kadından bir demet kır çiçeği aldı. Eda okulun kantininde onu bekliyordu. Önündeki kitapların kenarlarıyla oynuyordu. Biraz dalgındı. Yaşar'ı görünce gülümsedi.
Bütün gemileri karaya oturmuştu. O anda Alp’in babasının siyah beyaz fotoğraflarını hatırladı. Ne kadar sade, ne kadar hoş bir gençti. “Neden Olmasın oğlum Yaşar”. Gerilmiş yüz kasları gevşedi, eski spor ayakkabılarını ayağına geçirdi. Sıradan bir gün değildi, daha özense başına gelmedik kalmayacaktı. Yapacağı tek şey Eda’yı kaçırmamaktı. Başka bir şey düşünmeden okula gitti. Yolda genç bir çingene kadından bir demet kır çiçeği aldı. Eda okulun kantininde onu bekliyordu. Önündeki kitapların kenarlarıyla oynuyordu. Biraz dalgındı. Yaşar'ı görünce gülümsedi.
Arkadaşlıklarının
üzerinden beş yıl geçmişti. Yaşar ve Eda şimdi sevgilerini telaşsızca ikiz
kızlarıyla paylaşıyorlardı. Şeyda GÖKOĞLU/Telaş içinde bir zaman/2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder