DÜŞ’tüm
Başka bir gezegenden dünyaya
yanlışlıkla düşmüş gibiyim. Kimse düştüğümü görmedi, düştüğüm yerde bir çukur
yok…Ama düştüm biliyorum, her yanım yara bere içinde, kalbimde kocaman bir gök
taşı…Lütfen kalbimdeki gök taşını çıkarın ve beni üzerine koyup bir fırlatma
rampasından kendi dünyama gönderin.
Artık sustum, nasıl olsa dilinizi
bilmiyorum siz de benim dilimi…Gözlerinize bakıp anlayamıyorum hiçbir
duygunuzu… Gözlerinizin yerine birer plastik çiçek, bol kokulu, cansız, son
moda…Plastik gözleriniz midemi bulandırıyor, tenleriniz kullan at…Bütün
kitaplarınızı atın, raflarınızda iğreti duruyor tıpkı göz çukurlarınızdaki
plastik gibi…Duvarlarımı daha da yükselttim sayenizde gökyüzünü de göremiyorum
artık…
Kimse var mı? Diye bağırıyorum
kimse duymuyor bir bakıyorum kulaklarınız yok, ağzınızda bir düdük, hep o aynı
metalik çığlık…Delirmemek için türkülerimi bağıra çağıra söylüyorum. Her
seferinde yüreğimdeki gök taşı yerinden oynuyor ve ben kanıyorum
Umut ediyorum ağız dolusu umut
içiyorum umut uyuyorum…
Umudum; bir yaşam belirtisi, bir
insan kıpırtısı, doğayla uyumlu o muhteşem tabloda yeniden var olmak…
Çocukluğumun rüyasıyla düştüm bu
gezegene o siyah boşluktan dönerek indim o sıcacık ana kucağına. Çırılçıplak,
ağlayarak geldim ve annemin memesine saldırdığım o anda sevgiyle doyurdum
karnımı…
Hep o sevgiyi aradım karanlığın
ardından gelen süt kokusunda…
“Gitmeliyim bu gece
ben bütün açık pencerelerden bu bölgenin
İnsanlarıyla konuştum,
ama zamana benzer, tek kelime bile duymadım,
Hiç kimse aşk dolu gözlerle toprağa bakmadı
Hiç kimse bahçenin görünümüne tutkun olmadı,
Hiç kimse bahçedeki küçük kargayı ciddiye almadı,
Kederliyim; bir bulut gibi.
Gitmeliyim bu gece.
Sadece yalnızlık gömleğimin sığacağı valizi
Alıp gitmeliyim, bu gece.
Yaşlı çınarların olduğu bir yere gitmeliyim.
Yine birisi beni çağırdı: sohrab!
Ayakkabılarım nerede?”
diyerek haykıran Sohrab Sepheri
gibi..ama yalınayakta olur…
Ebru AKÇAY
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder