HAYAT
İZİN VERMİYOR
“Günaydın,”
dedim yüzümde ve içimdeki mutlulukla.
Sabahın ilk ışıklarıydı. Doğa henüz kirlenmemiş, renkler özlerini yansıtıyor,
kuşlar yeni günün şarkılarıyla uçuşuyorlardı. “Miyavvvv” dedi kedim.
Sanada günaydın anlamına
geliyordu bu, ikimizden başka
evde uyanan yoktu. Balkona çıktık. O gerindi, ön patilerine asılarak
sırtını yukarı kaldırdı bedenini
esnetti ve tekrar toparlanarak
balkonun demirlerine zıpladı.
Bense derin bir nefes alarak yüzümü
güneşe çevirdim, gözlerimi yumdum. Bütün
evrenin enerjisinin içime
dolduğunu hissetim. “Ne güzel bir gün! Bu gün, canım uzun zamandır yapmak istediğim ve bir kenara terkettiğim fırça ve
boyalarımla oynamak istiyor” dedim.
“Eminmisin?” der gibi yüzüme
baktı, balkonun
demirlerinden atladı, yanıma
geldi bacaklarıma süründü, bir
iki kez etrafımda turladı, seni destekliyorum anlamındaydı.
Kahvaltı
yapılmış, okuluna ve işine gidenler evi terketmiş, ortalık ana baba günü.
Masada bardaklar, tabaklar, yarım kalmış
ekmek dilimleri, içinde çayı bitmemiş bardaklar, yere yuvarlanmış zeytin tanesi. Sıra size gelecek
deyip odalara geçtim. Yataklar, sağa
sola kaymış yastıklar, yığın olmayı becerememiş yorganlar ve
ben bu işte yokum kaçıyorum
dercesine yarısı yere inmiş çarşaflar. Onlarada kısa bir
veda edip salona geçtim. Akşamdan kalan bardaklar, koltuk kenarına sıkışmış
televizyon kumandaları. Bir göz
atılmış ve yere bırakılmış dergiler.
Hangi cepheden savaşa
başlasam diye düşünen beynim ve
içimde henüz daha kullanılmamış enerjim.
Tabi ki galip gelen taraf yine ben oldum yada öyle sandım. Bitmeyen bir
savaş çünkü.
Işık tam istediğim
gibi, bütün köşeler, çizgiler belirgin. Tam benim havam “Haydi bakalım gelsin fırçalar boyalar” diye nağmelendim. Kedim de
fırladı benimle, sevinçle günlük
hedefimizi gerçekleştirmeye koştururken telefon
çaldı.
-Alo!
-Buyrun?
Okuldan aradılar
çocuk hastalanmış hemen gidip
almam gerekiyordu. “Maaavvvvv” dedi
kedim. “Hayal oldu canım, fırçalar,
renkler” dedim.
Yine
bir gün, “Bu hafta planladığım bir kaç kitabı okuyacağım” dedim. Zihnim çok
acıkmış, bilgiye susamıştı. İhtiyaçlarını gidermeliyim. Ne yapıp edip bu
programı gerçekleştireceğim.
Kaynayan sudan fincana
doldurdum, kahvemi hazırladım. Kedimin mamasını yaptım tabağına koydum. Tam kitapla
bütünleşmişken karnım acıktı
şarkıları söylemeye başlar ki sıkıysa kalkıp doyurma. Her
türlü önlemimi aldım ve kitaplarım
kolumun altında bir elimde
kahve fincanım koltuğa oturdum. “Pencereden de çok güzel ışık
geliyor, harika!” dedim.
Kitapları sehpaya koydum
hangisinden başlıyayım diye karıştırıken
“Mıırrrr” kedim zıpladı
kucağıma. Kitap sayfalarında uyumak
üzerine yatmak en hoşuna giden işlerden birisi.
Okuyacağım kitabı seçtim
sayfalarını açtım, içimde yeni ülkelere yolculuğa çıkmış maceracı
heyecanı, bir elimde kahve fincanım, deyme keyif. İlk yudum, ilk satırlar
ve telefon.
-Abla!
-Efendim?
Annem evde
ayağı kaymış, düşmüş ve
kolunu kırmış!
Şeyda
Gökoğlu/Mayıs2015
![]() |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder