29 Mayıs 2015 Cuma


        küstüm çiçeği ile ilgili görsel sonucu                                                                                     
Ben hiçkimseyim!
Ya siz kimsiniz?
              E. Dickins
                                                        

                                              
Küstüm Çiçeği


Beşiktaş’ta yemeden içmeden kesilmiş iki martı izledim. Deniz, boş ve uzun bir günün güzelliği eşliğinde uzanıyordu. Gökyüzü kıyılmış taze marullar gibi, bembeyaz...

Böyle güzel bir günde küsmüştü iki martı. Aldırışsız öylece duruyorlardı. Olmazmış gibi geldi değil mi? Oluyor işte. Soda içtim yanlarında, tınmadılar. Çok içten, derin küsmüşler. Garson konuşmak istedi “ne oldu size hasta mısınız?” dedi, dönüp bakmadı iki martı. Küsmek böyle bir şey demek, tüm martılar ekmek peşindeyken köşeye çekilmek, uzaklaşmak maviden, beyazdan...

Küsen bir kadın tanıyorum uzaktan.  Gün ışığına ve dokunuşa hassas, küstüm çiçeği benzeri bir kadın. Hafif bir dokunuşta içine çekilen gövdesine dönen, biraz daha ısrarda dikenlerini çıkararak tepki veren küstüm çiçeği eşlikçisi. Oysa sıcak mordur küstüm çiçeğinin rengi.

Dostlarına “beni yalnız bana bıraktığınız için teşekkür ederim” anlamına gelen mektuplar hediyeler gönderip kağıttan tramvayına dönen bir kadında sıcak mor değil midir? Ama küsmüştür güneşsiz şehrin güzel kadın vatmanı ve onun için renkler ve sesler, günlerce hiç çıkmadan geçirdiği odada dönüp duran bir tomardır sadece.

Kekre bir söz tadınca, uzaklaşmıştır dostlarından. Ayağı aksayan masanın taşıyamaması gibi dolu bardağı, bırakıvermiştir kendini. Kilitleyerek kapılarını lüzumsuz sözlere, açmış nar kuşlarına pencereleri. Nar kuşları yakındır insana ve kızıldır gerdanı soluk beyazdır tüyleri.  Gün boyu ötüşüyle eşlik eder küskün yüreğe ve hışırdayan kağıt sesine  

Gölge






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder