Proje oğlumla beraber 19'unu doldurdu, 20'sine girdi. Zihnimde ara ara su
yüzüne çıkıp vücut bulamadan tekrar rafa kalkıyor. Yazmayı hem çok istiyorum,
hatta vazife addediyorum, hem de neden böyle olduğunu tanımlayamadığım bir
şekilde erteliyorum... yıllardır...
Umarım bu kez mektupların bekleme vadesi doldu, gruptaki herkese
teşekkürlerimle aldım kağıdı kalemi elime.
Oğluma illaki yazasım var. Benim ve babasının
çocukluklarımız, birlikteliğimiz, çocuk doğurmaya nasıl karar
veremediğimiz/verdiğimiz bizler, şimdiki bizlere nasıl geldiler ... böyle
şeyler, yazılı hale getirmek istediklerim. Doğumundan 6-7 yaşlarına kadar onun
ağzından oğluma günlük tutmuştum. Ama bu yetmedi. İlle de bizim dünyamızı
anlatasım var. Bir yandan da neden diye kendi kendime soruyorum. Neden?
Biraz geç yaşta doğurduğumdan mıdır, zayıf hafızam nedeniyle
her şeyi not alma alışkanlığımdan mıdır, arşivcilik ruhumdan mıdır, kuşağımızın
yaşadıklarını, bizim içinde yeşerdiğimiz, büyüdüğümüz alemin, insan
ilişkilerinin bize çok önemli gelmesinden midir; Bunlardan biraz ve biraz da
şundan galiba: Ağbimle ben çocuk-genç yaşlarımızda babam iştahla kişisel
tarihini anlatmaya başladığında içimizden "ooo peder yine başladı"
diye sıvışacak fırsat kollardık. Halbuki ilginç ve meşakkatli hayatlarmış. Zar
zor hatırladığım babamın dedesinin çocukluğunda, savaş şartlarında,
Kafkas'lardan Balkanlar'a oradan da Anadolu'ya göçtükleri. Mutlaka ne acılar,
ne umutlar barındırıyordu bu göçler. Annemden bu kadarı bile yok. Çok konuşan
hele de kendini anlatan bir kadın değildi. Artık ikisini de dinleme şansım yok
ne yazık ki. Buna üzülüyorum. Ve belki oğlum da biz göçtükten sonraki
yaşlarında benzer duygulara kapılırsa o zaman okuyabileceği notlar olur,
kapılmazsa o notlar çöpe atılabilir, hiç bir sakıncası yok, çünkü biz onları
zaten yaşadık.
Bir yandan şu geliyor aklıma, büyük büyük anne, babalardan
dinlenen yaşanmışlıkları "hoş duygularla" sonraki kuşaklara daha çok
aktarabilse insan evladı. Ne kıymetli olur, "resmi" olmayan tarihler.
Olabildiğince sözden yazıya geçse, kayıt altına alınsa. Derken şu da düşüyor
aklıma; insanın tarihi insanın insana zulmüyle dolu, bunu mu aktarmalıyız insan
olmaktan utana utana? Türümüzün geçmişi aynı zamanda -eskinin
tabiriyle- inkişafla dolu, bir sonraki kuşağı farklı yerlere taşıyan. Mevzu
derin, çelişkiler yumağı, beni aşar. Sadede gelecek olursam:
Bizden, kişisel tarihimizden kesitler oğluma hediye
hatta miras olsun istiyorum. Proje bundan ibaret.
16-02-2015
İsmi Saklı
Kalsa
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder