10 Nisan 2015 Cuma

Mektuplar projesi


            Proje oğlumla beraber 19'unu doldurdu, 20'sine girdi. Zihnimde ara ara su yüzüne çıkıp vücut bulamadan tekrar rafa kalkıyor. Yazmayı hem çok istiyorum, hatta vazife addediyorum, hem de neden böyle olduğunu tanımlayamadığım bir şekilde erteliyorum... yıllardır...
Umarım bu kez mektupların bekleme vadesi doldu, gruptaki herkese teşekkürlerimle aldım kağıdı kalemi elime.
Oğluma illaki yazasım var. Benim ve babasının çocukluklarımız, birlikteliğimiz, çocuk  doğurmaya nasıl karar veremediğimiz/verdiğimiz bizler, şimdiki bizlere nasıl geldiler ... böyle şeyler, yazılı hale getirmek istediklerim. Doğumundan 6-7 yaşlarına kadar onun ağzından oğluma günlük tutmuştum. Ama bu yetmedi. İlle de bizim dünyamızı anlatasım var. Bir yandan da neden diye kendi kendime soruyorum. Neden?
Biraz geç yaşta doğurduğumdan mıdır, zayıf hafızam nedeniyle her şeyi not alma alışkanlığımdan mıdır, arşivcilik ruhumdan mıdır, kuşağımızın yaşadıklarını, bizim içinde yeşerdiğimiz, büyüdüğümüz alemin, insan ilişkilerinin bize çok önemli gelmesinden midir; Bunlardan biraz ve biraz da şundan galiba: Ağbimle ben çocuk-genç yaşlarımızda babam iştahla kişisel tarihini anlatmaya başladığında içimizden "ooo peder yine başladı" diye sıvışacak fırsat kollardık. Halbuki ilginç ve meşakkatli hayatlarmış. Zar zor hatırladığım babamın dedesinin çocukluğunda, savaş şartlarında, Kafkas'lardan Balkanlar'a oradan da Anadolu'ya göçtükleri. Mutlaka ne acılar, ne umutlar barındırıyordu bu göçler. Annemden bu kadarı bile yok. Çok konuşan hele de kendini anlatan bir kadın değildi. Artık ikisini de dinleme şansım yok ne yazık ki. Buna üzülüyorum. Ve belki oğlum da biz göçtükten sonraki yaşlarında benzer duygulara kapılırsa o zaman okuyabileceği notlar olur, kapılmazsa o notlar çöpe atılabilir, hiç bir sakıncası yok, çünkü biz onları zaten yaşadık.
Bir yandan şu geliyor aklıma, büyük büyük anne, babalardan dinlenen yaşanmışlıkları "hoş duygularla" sonraki kuşaklara daha çok aktarabilse insan evladı. Ne kıymetli olur, "resmi" olmayan tarihler. Olabildiğince sözden yazıya geçse, kayıt altına alınsa. Derken şu da düşüyor aklıma; insanın tarihi insanın insana zulmüyle dolu, bunu mu aktarmalıyız insan olmaktan utana utana?  Türümüzün geçmişi aynı zamanda  -eskinin tabiriyle- inkişafla dolu, bir sonraki kuşağı farklı yerlere taşıyan. Mevzu derin, çelişkiler yumağı, beni aşar. Sadede gelecek olursam:
Bizden, kişisel tarihimizden  kesitler oğluma hediye hatta miras olsun istiyorum. Proje bundan ibaret.
16-02-2015

                                                                                                          İsmi Saklı Kalsa





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder