27 Nisan 2015 Pazartesi

Mektuplar -2

Bizim zamanımızda...
tarzında başlayan cümleler anlatan için iştah açıcı, anlatılan içinse iç bayıcı. Kendi çocukluk-gençlik zamanlarımdan iç bayıcı olma halini hatırlıyorum.
Çünkü, biz..
Genç yaşta çözmüştük, her şeyi biliyor, açıklıyor, çözümünü de ortaya koyuyorduk. Emindik. Ateş bizdeydi, gelecek bizdik, dünyayı değiştirebilirdik. İyilik doluyduk. Yaşlıların hayat tecrübesi dediklerinin geçerliliği yoktu artık. Dünyanın evrildiği yer bir başkaydı. Başka türlü bir şeydi artık istediğimiz: Bir yanıyla "hiç bir bebek aç uyumasın"dı, biz vicdandık. Bir yanıyla özgürlük tutkumuzdu, kimsenin kimseyi sömürmediği günlerdi. O günler pek yakınımızda, ellerimizdeydi.
(O günlerdeki o iç dünyamızı, o iç dünyalara ortak olanlar tanır, bugün de içlerinde saklıdır.)
Her kişi, her kuşak  kendi yaşadıklarını önemli addediyor. Böyle hissedilmesi çok anlaşılabilir bir duygu. Ben de buna uyarak yazıyorum işte. Çocuğuma anlatmak istediklerimle onun içini baymak yerine yazıyorum. Çünkü bazen iştahım kabarıyor, insanım, yeri geliyor başlıyorum anlatmaya. Artık kaçıncı cümlede "ay ben ne yapıyorum" diyebilirsem orada susuyorum, susuyorum ama o noktada susmak hiç kolay değil, anılar tazelenmiş, otomatiğe bağlamışım, istiyorum ki aksın cümleler, olaylar ardı ardına. Bu da bir ihtiyaç. İşte burada ya yaşıtın  ve duygudaşın eşin-dostunla söyleşeceksin (yaşlandıkça dinlemeden-anlamadan-konuş moduna çok kolay geçiş yapma riski var ama olsun) ya da yazacaksın. Yazmak sağaltıyor insanı, iyi geliyor.
"Neden mektup yazıyorum" sorusuna önceki mektubumda "oğlum için yazmak istiyorum"  yanıtını bulmak mümkündü.
Fakat bu mektubu yazarken ne çıktı ortaya?
Birbiriyle her zaman (hatta çoğu zaman) hemfikir olamayan iç seslerimden biri şu anda sesini yükseltiyor "kendin için yaz kendin için"
Ooooh sefam olsun, burası benim özgürlük alanım. Söylerim, söylenirim, ister anlatırım ister susarım. Keyif benim keyfim.
21-04-2015

İsmisaklıkalsa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder