Bizim zamanımızda...
tarzında başlayan cümleler anlatan için iştah açıcı,
anlatılan içinse iç bayıcı. Kendi çocukluk-gençlik zamanlarımdan iç bayıcı olma
halini hatırlıyorum.
Çünkü, biz..
Genç yaşta çözmüştük, her şeyi biliyor, açıklıyor, çözümünü
de ortaya koyuyorduk. Emindik. Ateş bizdeydi, gelecek bizdik, dünyayı
değiştirebilirdik. İyilik doluyduk. Yaşlıların hayat tecrübesi dediklerinin
geçerliliği yoktu artık. Dünyanın evrildiği yer bir başkaydı. Başka türlü bir
şeydi artık istediğimiz: Bir yanıyla "hiç bir bebek aç uyumasın"dı,
biz vicdandık. Bir yanıyla özgürlük tutkumuzdu, kimsenin kimseyi sömürmediği
günlerdi. O günler pek yakınımızda, ellerimizdeydi.
(O günlerdeki o iç dünyamızı, o iç dünyalara ortak olanlar
tanır, bugün de içlerinde saklıdır.)
Her kişi, her kuşak
kendi yaşadıklarını önemli addediyor. Böyle hissedilmesi çok
anlaşılabilir bir duygu. Ben de buna uyarak yazıyorum işte. Çocuğuma anlatmak
istediklerimle onun içini baymak yerine yazıyorum. Çünkü bazen iştahım
kabarıyor, insanım, yeri geliyor başlıyorum anlatmaya. Artık kaçıncı cümlede
"ay ben ne yapıyorum" diyebilirsem orada susuyorum, susuyorum ama o
noktada susmak hiç kolay değil, anılar tazelenmiş, otomatiğe bağlamışım,
istiyorum ki aksın cümleler, olaylar ardı ardına. Bu da bir ihtiyaç. İşte
burada ya yaşıtın ve duygudaşın
eşin-dostunla söyleşeceksin (yaşlandıkça dinlemeden-anlamadan-konuş moduna çok
kolay geçiş yapma riski var ama olsun) ya da yazacaksın. Yazmak sağaltıyor
insanı, iyi geliyor.
"Neden mektup yazıyorum" sorusuna önceki
mektubumda "oğlum için yazmak istiyorum" yanıtını bulmak mümkündü.
Fakat bu mektubu yazarken ne çıktı ortaya?
Birbiriyle her zaman (hatta çoğu zaman) hemfikir olamayan iç
seslerimden biri şu anda sesini yükseltiyor "kendin için yaz kendin
için"
Ooooh sefam olsun, burası benim özgürlük alanım. Söylerim,
söylenirim, ister anlatırım ister susarım. Keyif benim keyfim.
21-04-2015
İsmisaklıkalsa
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder